SILA İMZA 2009

25 Mart 2009 Çarşamba | Etiketler: , , , | 0 yorum |




1. Sevişmeden Uyumayalım
2. Bitse de Gitsek
3. Masumum
4. Yara Bende
5. Ne Çok
6. En Doğru Zaman
7. Bana Biraz Renk Ver
8. Her An Aksilik Çıkabilir
9. İnşallah
10. Yoruldum

Yusuf Guney - Bir Sevda Masali (2009)

22 Şubat 2009 Pazar | Etiketler: , , | 0 yorum |


1. Heder Oldun Aşkına
Söz & Müzik: Rafet El Roman
2. Sualsiz
Söz & Müzik: Yusuf Güney
3. Aşkım Aşklarından Bulasın
Söz & Müzik: Yusuf Güney
4. Talihsiz Bir Sevda
Söz: Yusuf Güney Müzik: Yusuf Güney, Shyam Bhaga
5. Git Bedenim Buralardan
Söz & Müzik: Yusuf Güney
6. Kopamam Senden
Söz: Yusuf Güney Müzik: Yusuf Güney, Stephan Noll
7. Elimde Değil
Söz & Müzik: Rafet El Roman
8. Maskara
Söz & Müzik: Yusuf Güney
9. Bir Sevda Masalı
Söz & Müzik: Yusuf Güney
10. Canımdın Sen
Söz & Müzik: Yusuf Güney

http://20f0cb28.linkbucks.com

Nil Karaibrahimgil - Nil Kıyısında (2009)

| | 0 yorum |


01. Seviyorum Seviyorum
02. Çok Canım Acıyo
03. Yalnızlardanım
04. Ne Garip Adam
05. İlla
06. Eminim Sevmediğine
07. Duma Duma Dum
08. Kırık
09. Aşkımız Her Zamanki Gibi Tehlikede
10. Yalnız Kalpler De Atarlar


http://f485891f.linkbucks.com

ART BY CHANCE

27 Kasım 2008 Perşembe | | 0 yorum |



2009 Mayıs’ında dünyanın en önemli metropolleri ART BY CHANCE Ultra Short Film Festival’e 2 hafta boyunca ev sahipliği yapıyor. Filmler Amerika, Kanada, Hollanda, Türkiye ve Almanya gibi ülkelerin 15 şehirinde en beklenmedik noktalarda karşımıza çıkıyor. Bu şehirlere gün geçtikçe yenileri ekleniyor.

Bu global festivalin en can alıcı noktası ise filmlerin film salonları yerine şehrin dört bir yanına yayılan dijital ekranlarda gösteriliyor olması. ART BY CHANCE sıra dışı bir içerikle şehir sakinlerini günlük yolculuklarında yakalıyor! Gelip geçerken gözünüz sanata takılıyor. Metropol insanları monotonu zengin içerikli bir festivalle kırıyor.

ART BY CHANCE metropollerdeki dijital network operatörleriyle birlikte olağanı değiştiriyor. Jüri tarafından seçilen filmler sinema salonlarından sokaklara taşıyor. Yaşamdan ilham alan filmler yaşamın tam ortasına düşüyor. Metrolar, otobüsler, trenler, alışveriş merkezleri ve havaalanları, bünyelerindeki dijital ekranlarlar, bu heyecan verici festivalin mekânı oluyor. Yaşamın her anında karşılaştıkları digital ekranlarda şehrin sakinlerini bu kez sanat karşılıyor!

ART BY CHANCE ile metropole yayılacak filmler “yolculuk” temasını işliyor.

ART BY CHANCE’de tanıtım ve reklam filmleri yok. Kurmaca, belgesel, animasyon ve video art‘ın her örneğine açık olan festivalde yarışmaya katılacak filmlerinin 30 sn uzunluğunda ve sessiz* olması gerekiyor!

ART BY CHANCE kısa filmcilere dünyanın dört bir yanında kalabalık bir izleyici ile buluşma şansı veriyor. Filmler her kesimden, her yaştan, her milletten insanın gözleri önüne seriliyor. Farklılıklar sanatta eriyor!

Yaratıcı için eşi bulunmaz bir tesadüfîlik yaratan festival, izleyiciye de hiçbir çaba sarf etmeden, ücret ödemeden ve “aniden” sanatla karşılaşmanın hazzını yaşatıyor. Kısa filmlerin yaratıcıları ve şehrin sakinleri yol üstünde karşılaşıyor.
Şehir yaşamı aniden ve kendiliğinden renkleniyor.

Güldünya Şarkıları

| | 0 yorum |


Türkiye'nin en önemli kadın vokalleri ''Güldünya Şarkıları'' albümü için bir araya geldi. Genç yaşta ailesinin istemediği biriyle birlikte olduğu için sokak ortasında kurşunlanan ve ölmeyince ağabeyleri tarafından hastanede öldürülen Güldünya Tören, kadına yönelik şiddetin sembolü oldu. Bu yüzden de kadına yönelik şiddete karşı yapılan bu albüme de ismini verdi.

Sezen Aksu, Ajda Pekkan, Nazan Öncel, Emel Müftüoğlu, Aynur, Zuhal Olcay, Aylin Aslım, Nilüfer, Şebnem Ferah, Şevval Sam, Rojin, Ayten Alpman ve Funda Arar"ın yorumladığı eski ve yeni şarkılardan oluşan albüm DMC etiketiyle müzik marketlerdeki yerini alacak. Albümde Nazan Öncel bir işçi kızının hikayesini anlatan "Leyla", Ajda Pekkan Şehrazat imzalı "Kadın Dediğin", Şevval Sam ise sözü ve müziği kendisine ait ""Kibritçi Kız"" isimli yeni şarkılarıyla yer aldılar.

Sezen Aksu Aylin Aslım"ın "Güldünya"sını, Aylin Aslım Nilüfer"in "Karar Verdim"ini, Nilüfer Ajda Pekkan"ın "Sana Ne Kime Ne"sini, Şebnem Ferah Sezen Aksu"nun "Masum Değiliz"ini , Rojin Şebnem Ferah"ın "Sil Baştan"ını, Funda Arar Zuhal Olcay"ın "Dünden Sonra Yarından Öncesi"ni, Zuhal Olcay da Funda Arar"ın "Neyse"sini yeniden yorumladı. Ayten Alpman "Ve Tanrı Kadını Yarattı" isimli şarkısını 40 yıl sonra yeniden seslendirirken, Aynur da eski bir Kürt ezgisi olan "Qumrike / Kumrucuk" ile albüme katkıda bulundu. Albümün açılış şarkısı "Kadınlar Vardır" ise bir kadın marşı. Güncel Hukuk Dergisi Yazıişleri müdürü, avukat Filiz Kerestecioğlu"na ait marş, Mustafa Ceceli aranjesiyle Nazan Öncel, Aylin Aslım, Aynur, Nilüfer, Zuhal Olcay, Sezen Aksu ve Rojin"in bir araya gelerek oluşturduğu koro tarafından seslendirildi.

Nazan Öncel, Masumiyet Müzesi'nin şarkısını yazdı!

| | 0 yorum |


"Duygularımı nasıl ifade edeceğimi bilmemekle beraber, romanı okurken Kemal'le Füsun'un nefeslerini hissedip, kalplerinin nasıl çarptığını duyar gibi oldum.

Hayatın asıl amacının mutluluk olduğunu bizlere bir kere daha hatırlatan Orhan Pamuk, tavan arasında çoktan unutup gittiğimiz bir sürü şeyi, kalbin ötelerine itelediğimiz aşkı, hayatın derinlerinden bulup çıkarınca onun eşsiz edebiyatı bana bu şarkıyı yazdırdı.

Orhan Pamuk'un son başyapıtı ve edebiyatının sevdalısı olduğum için Canım Benim Nasılsın'ı Masumiyet Müzesi'ne armağan etmek istedim."

Nazan Öncel...


Nazan Öncel Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'nin kahramanları Kemal ile Füsun hikâyesini kaleme alarak şarkısını yazdı. Sanatçı, Masumiyet Müzesi'nin 1975'den 1985'e kadar uzanan hikâyesine sade ve samimi bir Türkçeyle yazarak içerden bakıyor. Bugüne kadar pek çok ozanımızın şiiri şarkılara ilham kaynağı olurken "Canım Benim Nasılsın" Masumiyet Müzesi'nin edebiyattan şarkıya uyarlanan ilk bestesi olarak (önümüzdeki günlerde) Avrupa Müzik'in çıkaracağı "Hatırına Sustum" albümünde yerini alacak.

Edgar Allan Poe

26 Kasım 2008 Çarşamba | | 0 yorum |



kendi el yazısı...
( 19 Ocak 1809 Boston - 7 Ekim 1849 Baltimore) Amerikalı yazar ve şair. Kendisi Amerikan Romantik Akımı'nın öncülerinden biridir. ABD'nin ilk kısa hikaye yazarlarından olan Poe modern anlamda korku, gerilim ve polisiye türlerinin de babasıdır. Bugün birçok kimse tarafından ABD'nin ilk büyük yazarı kabul edilse de Poe hayattayken sık sık küçük düşürülmüş ve yanlış anlaşılmıştır.

Her ikisi de profesyonel oyuncu olan,üç çocuklu David ve Elizabeth (Arnold) Poe'nun ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Doğduktan bir yıl sonra babası evi terk etti.Ertesi yıl annesi veremden öldü ve Richmond, Virjinya'dan İskoç tütün tüccarı John Allan kendisini yanına aldı. Ortanca adı Allan buradan gelir.

1815'te Allan'ın ailesiyle İngiltere'ye gitti ve Londra va Richmond'daki özel okullarda okudu. Öğrenciliği sırasında tanıştığı alkol ve kumar, yaşımını altüst etti. Kendisinden daha ünlü olan eşinin gölgesinde kaldı.

1820'de Virjinya'ya geri döndü. Virjinya Üniversitesi'ne kaydoldu ama burada sadece bir yıl kaldı. Bu dönemde kumar borçları yüzünden manevi babasıyla arası açıldı.

Önceleri başarısız fanzin denemeleriyle başladığı edebiyat yaşamı, 1832'de Saturday Courrier'da basılan beş öyküyle ve 1833'te Baltimore Saturday Visiter tarafından düzenlenen yarışmada "MS. Found in a Bottle" (Şişede Bulunan Elyazması) adlı öyküsüyle birinciliği kazanmasıyla devam etti. 1843'te, Godey's Lady's Book'ta yayımlanan "The Visionary" adlı öyküsüyle adı ülke genelinde duyulmaya başlandı.

Düzyazılarından başka, ustaca kurgulanmış ve yazılmış "The Raven" (Kuzgun) başta olmak üzere, "Annabel Lee" ve "To Helen" (Helen'e) adlı şiirleriyle de tanınan Poe 7 Ekim 1849'da öldü.

Charles Baudelaire'in "Çağımızın en güçlü yazarı..." dediği Poe, yazdığı özgün metinlerle birçok yazarı derinden etkiledi. Gerçekten de, ondan başka hiç kimse yaşamın ve doğanın istisnalarını daha büyülü anlatamadı.

Ayrıca Edgar Allan Poe babasıyla hiç anlaşamayan bir yazardır ve eserlerinde babasıyla olan çatışmalarına rastlarız.Tam olarak bilinmese de babası tarafından cinsel tacize uğradığı eserlerinden anlaşılmaktadır.Babasına olan düşmanlığını babasının İspanyol oluşundan dolayı İspanyaya karşı görüşlerinden anlıyoruz.

Ryan's Inn adlı bir meyhanede kötü bir halde bulunduktan 4 gün sonra, 7 Ekim 1849 günü Baltimore'daki hastanede öldü, öldüğünde 40 yaşındaydı. 8 Ekim günü Westminster Presbiteryen Mezarlığı'nda kendisi için düzenlenen cenaze törenini Rahip William T.D. Clemm yönetti. Törene yalnızca 4 kişi katılmıştı. Bu 4 kişi kuzeni Neilson Poe, karısı tarafından akrabası olan Henry Herring, okuldan arkadaşı Z.Collins Lee, meslektaşı Dr. Joseph Snodgrass' dır. Ölüm olayı ve nedenleri ile ilgili çok çelişkili ve anlaşılmaz raporlar hazırlanmıştır. Yıllar geçtikçe kendisini tanıyan ve tanımayanlar tarafından ortaya atılan kuramlar ve söylentiler arttı. Hala ölümünün arkasındaki gerçekler bilinmemektedir...


Eserleri

Arthur Gordon Pym'in Olağanüstü Serüveni - Yazar (Zigana)
Arthur Gordon Pym'in Öyküsü - Yazar (Ayraç)
Bilimkurgu Öyküleri - Yazar (İm)
Bir Mumya İle Küçük Bir Hasbıhal - Yazar (Ayraç)
Bütün Hikayeleri -Tek Cilt- - Yazar (İthaki)
Bütün Hikayeleri-1 - Yazar (İthaki)
Bütün Hikayeleri-2 - Yazar (İthaki)
Bütün Hikayeleri-3 - Yazar (İthaki)
Bütün Hikayeleri-4 - Yazar (İthaki)
Bütün Hikayeleri-5 - Yazar (İthaki)
Bütün Şiirleri-Ciltli - Yazar (İthaki)
Çalınan Mektup - Yazar (Dost)
Dedektif Auguste Dupin Öyküleri - Yazar (İş Bankası)
Dedektif Auguste Dupin Öyküleri-Ciltli - Yazar (İş Bankası)
Garabet Meleği - Yazar (Sel)
Kızıl Ölümün Maskesi - Yazar (Nisan)
Morgue Sokağı Cinayeti - Yazar (Notos)
Morgue Sokağı Cinayeti - Yazar (Adam)
Öyküler - Yazar (Bilge Kültür)
Selected Tales - Yazar (Penguin Books)
Selected Tales -Resimli Kapak- - Yazar (Penguin Books)
Spirits of The Dead: Tales and Poems - Yazar (Penguin Books)
Şehrazat'ın Bin İkinci Masalı - Yazar (Ayraç)
Tales of Mystery and Imagination - Yazar (Wordsworth)
The Mystery of Marie Roget - Yazar (Dream Books)
The Raven and Other Writings - Yazar (Aladdin)

YUSUF ATILGAN

| Etiketler: , , , | 0 yorum |


İnsanları genelde yalan sölediklerinde dinlemeyi severim, olmak istedikleri ama olamadıkları insanı anlatırlar...


1936 yılında Manisa Ortaokulu'nu, 1939 yılında ise Balıkesir Lisesi'ni ve ikinci sınıftan sonra askeri öğrenci olarak devam ettiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Nihat Tarlan'ın yönetiminde hazırladığı bitirme tezinin konusu Tokatlı Kani: Sanat, şahsiyet ve psikoloji idi. Aynı dönemde Akşehir'de Maltepe Askeri Lisesi'nde bir yıl edebiyat öğretmenliği yaptı. 1946 yılında Manisa'nın Hacırahmanlı Köyü'ne yerleşerek çiftçilik yaptı. 1976'da İstanbul'a döndü danışmanlık, çevirmenlik ve redaktörlük yaptı. Yazımı devam eden Canistan adlı romanını tamamlayamadan kalp krizi nedeni ile İstanbul'da öldü.
Aylak Adam ve Anayurt Oteli adlı romanlarında psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını başarıyla işleyen bir yazar olarak tanındı ve modern Türk edebiyatının önde gelen ustaları arasında yer aldı. Anayurt Oteli 1987'de Ömer Kavur tarafından aynı adla sinemaya aktarıldı.

Eserleri

Anayurt Oteli - Yazar (Yapı Kredi)
Anayurt Oteli - Senaryo (Alfa Film)
Aylak Adam - Yazar (Bilgi)
Aylak Adam - Yazar (Yapı Kredi)
Bütün Öyküleri - Yazar (Yapı Kredi)
Canistan - Yazar (Yapı Kredi)
Ekmek Elden Süt Memeden - Yazar (Yapı Kredi)

Özel Televizyona Beş Kala

25 Kasım 2008 Salı | Etiketler: | 0 yorum |


1989 yılında, Türkiye’de televizyon denilince akla TRT geliyordu. Çünkü anayasa, 1964 yılında kurulan bu kuruma radyo ve televizyon alanında yayın tekeli veriyordu. Bu dönemde yayıncılık alanının düzenlenmesinden ise 1983 yılında kurulan Radyo Televizyon Yüksek Kurulu (RTYK) sorumluydu; ancak başka bir televizyon kanalı olmadığı için kurulun görev alanına doğal olarak sadece TRT giriyordu. Öyle ki, bu kurum birçok kişi tarafından “TRT Yüksek Kurumu” olarak nitelendiriliyordu.
TRT, kurulduğu günden itibaren en çok tartışılan kamu kurumlarından biri olagelmişti. Kurum üzerindeki tartışmalar ve denetim çabaları, özellikle 1968’de televizyon yayınlarının başlamasıyla daha da artmıştı. Halkın yeni bir iletişim aracı olan televizyona yoğun ilgi göstermesi ve yönetenlerin televizyonun halk üzerinde doğrudan etkili olduğu yönündeki inançları, TRT’yi denetim altında tutmak istemelerinde önemli rol oynamıştı. Televizyon, kamuoyunun oluşturulmasında etkili olduğu düşüncesiyle çok önemseniyor ve en etkili siyasal iletişim aracı olarak görülüyordu. Öyle ki, siyasetçinin seçmene ulaşabilmesinin neredeyse tek yolu TRT’den geçiyordu. Bu nedenle TRT, sürekli siyasal baskı altındaydı. Halka karşı sorumlu olması ve halkın sesi olması gereken TRT, siyasal iktidarla organik ilişkiler içinde bir kurum olarak kendisini hükümete sorumlu hissetmiş ve çoğu kez onun sesi olmuştu. Bütün bunlara karşın TRT, hükümetten de sürekli uyarı alıyordu. Deyim yerin­deyse, kurum “ne İsa’ya ne de Musa’ya” yaranabiliyordu. 1980’lerin sonuna geldiğimizde bu uyarılar öylesine ciddi bir noktaya ulaşmıştı ki, hükümet ile anlaşmazlığa düşen TRT Genel Müdürü Cem Duna, yazılı bir açıklama yaparak, 24 Nisan 1989 tarihinde istifa etmişti. TRT’nin tarihi, siyasal iktidar mücadelelerinin özetiydi adeta.

Yeni alternatifler

Bir yandan yayınlarla ilgili baskı ve şikâyetler yoğunlaşırken, diğer yandan TRT’ye alternatif kanallar ortaya çıkıyordu. Bazı belediyeler RTL, SAT 1, PRO 6 ve RAI gibi uydudan izlenebilen yabancı kanalları karasal yayına çevirerek normal televizyon antenleri ile izlenebilmelerini sağlamışlardı. Yabancı kanalların gördüğü ilgiden hareket eden bankalar, çanak anten kredisi veriyordu. TRT yayınlarında sıkı bir denetim söz konusuyken, uydu kanallarında erotik filmler bile izlenebiliyordu. Kablolu televizyon, uydu kanalları ve video-kaset gibi yeni araçlar, izleyiciler için yeni seçenekler yaratıyor ve izleyici alışkanlıklarını değiştiriyorlardı.

Özel televizyon yolda

Bu gelişmeler olup biterken, özel televizyon artık açıkça tartışılmaya başlanmıştı. Bu dönemde Avrupa’dan gelen özel televizyon yayıncılığı haberleri bu tartışmaların iyice alevlenmesine neden olmuştu. Bunun üzerine gazeteler başta olmak üzere, çeşitli kuruluşlar özel televizyon hazırlıklarına hız veriyorlardı. Bu konuda belki de ilk adımlardan biri 1985 yılında Nezih Demirkent tarafından Hürriyet gazetesi adına atılmıştı. Bakanlar Kurulu’na ve Radyo Televizyon Yüksek Kurulu’na dilekçe ile başvuran Demirkent, özel televizyon kurma izni istiyor­du. Bu girişimin olumsuz sonuçlanması üzerine gazete sahipleri özel televizyon kurmak amacıyla bir araya gelmeye karar vermişlerdi. Milliyet’in sahibi Aydın Doğan ve Hürriyet’in sahibi Erol Simavi 1987 yılında Sabancı, Koç ve Eczacıbaşı ortaklığında özel televizyon girişiminde bulunmak üzere Başbakan Özal ile görüşmüşler, ancak Özal’dan özel televizyon yayıncılığının ancak daha ileri bir tarihte mümkün olabileceği yanıtını almışlardı.
1989 yılında Milliyet ve Sabah, Kıbrıs Bayrak Radyo ve Televizyon Kurumu aracılığı ile özel televizyon yayına başlamak amacıyla bir ön protokol imzalamıştı. Aslında, özel televizyon yayıncılığı için Kıbrıs’ı düşünenlerin arasında Hürriyet de vardı. Ancak Başbakan Özal’dan beklenen yeşil ışık henüz yanmamıştı.
Yasal olarak Türkiye’de özel televizyon kurmak ola­naksızdı. Fakat her ne kadar meseleye farklı yaklaşıyor olsalar da, siyasilerden gelen destek bu yolun tamamen kapalı olmadığını gösteriyordu. İktidardaki Anavatan Partisi’nin (ANAP) ne parti programında ne de 1987 seçim beyannamesinde özel televizyon ile ilgili bir hüküm bulunmaktaydı. Bununla birlikte ANAP Hükümeti’nin Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü olarak görev yapan Hasan Celal Güzel, 1987 Nisan’ında başta başbakan olmak üzere hükümet ve siyasi kadrolar olarak özel televizyona karşı olmadıklarını, bu konudaki tek engelin anayasanın bağlayıcılığı olduğunu açıklamıştı. TRT’den Sorumlu Devlet Bakanı Adnan Kahveci ise, özel sektörün 24 saat kaliteli yayın yapacağını kanıtlaması durumunda özel televizyon yayıncılığına izin çıkacağını söy­lüyordu. İktidar partisinin özel televizyon yayıncılığına sıcak bakışının ardında uydu yayınları aracılığı ile isteyen herkesin dünyadaki çeşitli televizyon istasyonlarını izleyebiliyor olmasının yanı sıra, artık kısıtlayıcı ve yasaklayıcı olmanın hiçbir faydasının olmadığına, serbest piyasa ekonomisinin yayıncılığa katkı sağlayacağına yönelik bir düşünce vardı.
12 Ocak 1989 tarihinde kabul edilen 3517 Sayılı Yasa ile TRT’nin vericileri, PTT’ye devrediliyordu. Yasa, vericilerin, yayın amacıyla PTT tarafından kullanılamayacağını ve başka kişi ya da kurumlara kiralanamayacağını hükme bağlıyordu.
Buna rağmen Turgut Özal, başbakan olarak, 26 Mart yerel seçimleri öncesinde yaptığı konuşmada, “PTT’nin yapacağı teknik altyapı yatırımları ile televizyonun 15-16 kanala çıkartılacağını ve bu kanalların açık arttırma usulü ile kim daha fazla parayı bastırırsa ona verileceğini” söylü­yordu. Özal, böyle bir yöntemi önerirken asıl amaçlarının televizyon alanında rekabet ortamının yaratılması olduğunu belirtiyordu.
SHP, bir yandan 1989 yılının Ocak ayında çoksesliliğin sağlanması amacıyla özel televizyonu desteklediklerini açıklarken, diğer yandan vericilerin PTT’ye devrini öngören yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’nde dava açıyordu. SHP’ye göre “yayın tekeli TRT’ye aitti ve bunun istisnası yerel yönetimlere radyo ve televizyon kurma hakkının verilmesi”ydi.
DYP Genel Başkanı Süleyman Demirel, 1989 yılında yaptığı bir konuşmada “özel televizyon için koşulların uygun olmadığını” gerekçe göstererek, Türkiye’de özel televizyon ve radyo kurulması görüşünü benimsemediğini açıklıyordu. DYP, “milli, tarafsız ve siyasi partilere oy oranına göre temsil hakkı tanıyan bir TRT” öneriyordu.
DSP’nin özel televizyon yayıncılığına yaklaşımı ise 1987 yılının seçim bildirgesinde “özel radyo-televizyon istasyonu ve yayınlarına izin verilmesi” şeklinde yer alıyordu.
Bütün bunlar özel televizyona adım adım yaklaşıldığını gösteriyordu. TRT’ye dair beklentilerin iyice yanıtsız kalması, izleyicilerin alternatif yayınlara yönelmesi ve yoğunlaşan eleştiriler televizyon yayıncılığına ilişkin yeni arayışları açığa çıkarmış ve tartışmalar iki nokta üzerinde odaklanmıştı: Bir yandan özerk bir kamu tekelinin bütün sorunları çözüme kavuşturacağına ilişkin bir tartışma sürerken, diğer yandan da televizyon yayıncılığında devlet tekelinin sona ermesi gerektiğine inanan bir anlayış vardı. Peki, sonuç ne olacaktı? TRT, özerkliğine kavuşabilecek miydi? Yoksa özel televizyon, yayıncılığı hak ettiği yere taşıyacak mıydı? Özel televizyon, TRT’den farklı olmayı ne kadar başarabilecekti?

Oğuz Atay

| Etiketler: , | 1 yorum |


1934 yılında İnebolu'da doğdu. 1951'de Ankara Maarif Koleji'ni, 1957'de de İTÜ İnşaat Fakültesi'ni bitirdi. Üç yıl sonra İDMMA (İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi) İnşaat Bölümü'nde öğretim üyesi oldu. 1975'te doçent olan Atay, Topografya adlı bir de mesleki kitap yazdı. Çeşitli dergi ve gazetelerde makale ve söyleşileri yayınlandı. Oğuz Atay, Tutunamayanlar'ın 1971-72'de yayınlanmasından sonra, önemli bir tartışmanın odak noktası oldu. Bu romanıyla 1970 TRT Roman Ödülü'nü kazandı. Bu ilk romanı 1973'te yayınladığı Tehlikeli Oyunlar adlı ikinci romanı izledi. Hikayelerini Korkuyu Beklerken başlığı altında toplayan Atay'ın 1911-1967 yılları arasında yaşamış Prof. Mustafa İnan'ın hayatı konu edilen Bir Bilim Adamının Romanı, Devlet tiyatrosunda sahneye konmuş Oyunlarla Yaşayanlar adlı oyunu yazdı. Beyninde çıkan bir tümör nedeniyle büyük projesi "Türkiye'nin Ruhu"'nu yazamadan 13 Aralık 1977'de, İstanbul'da öldü.

Sağlığında hiçbir kitabı ikinci baskı bile yapamayan Atay'ın kitapları ölümünden sonra büyük ilgi gördü ve defalarca basıldı. Yıldız Ecevit'in hazırladığı Oğuz Atay biyografisi "Ben Buradayım..." Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası 2005 yılında yayınlandı.

 
Bilgi Paylaşım Platformu